You are currently viewing Pandemi Döneminde Travma

Pandemi Döneminde Travma

  • Post author:
  • Post category:Blog

Pandemi Döneminde Travma

Pandemi sürecini anlayabilmemiz ve bu süreçte yaşadıklarımızı, hayatta kalmak için alınan önlemleri sindirebilmemiz için kriz ve travma kavramlarına aşina olmamız gereklidir. Çünkü yaşanan bu olağanüstü durum ve kişiler üzerinde bıraktığı etki travmatik bir durum niteliği taşımaktadır.

1 seneyi aşkın süredir hayatlarımız derinden değişti. Göremediğimiz ve kontrol edemediğimiz bulaşıcı bir virüsün hayatlarımızı tehdit ettiğine, herkesin özellikle de yaşlı nüfus ve kronik rahatsızlığı olan kişilerin hayatlarının daha da tehlikede olduğuna, birilerine bu ölümcül virüsü bulaştırma riskimizin bulunduğuna, bu konuyla ilgili haberlerde olumsuz ve kötü haberlere ve bazen de korkutucu uyarılara, evlerimizden dışarı çıkamamaya, maske ile gezmeye, işlerimize evden devam etmeye maruz kaldık. İşte tüm bunlar bu durumun hem toplum hem de birey üzerinde yarattığı travmanın nedenleri olarak sayılabilir.

Bizlerin insan olarak belli ihtiyaçları vardır. Bu temel ihtiyaçlarımız hepimizin bildiği yeme, içme, barınma gibi ihtiyaçlardan daha farklı ihtiyaçlardır. Psikolojik sağlamlığımız için gerekli olan ihtiyaçlarımız kontrol ve süreklilik ihtiyaçlarıdır. Kontrol ihtiyacımız başkalarını kontrol etmek anlamına gelmez, kendimizin başına gelenleri veya gelecekleri kontrol etme ihtiyacımızdır. Bu ihtiyacımız doğduğumuz andan itibaren bulunmaktadır. Kontrolümüz olmadığında, kendi kararlarımızı veremediğimiz veya başımıza geleceklerden haberdar olamadığımızda yoğun olumsuz duygular yaşıyoruz. Diğer önemli ihtiyacımız süreklilik ise bir şeyin devamlılığının sağlanmasıdır. Sık değişimler de gene bizleri olumsuz duygulara itmektedir.

İşte yaşadığımız pandemi dönemi hem bu ihtiyaçlarımızı yıkıp geçerken hem de travmatik ve kriz özellikleri taşımaktadır.

Kriz kelime anlamı olarak nedir?

İnsanların yaşam uyumlarını bozan olağanüstü durumlara kriz denilmektedir. Bir bireyin, grubun, örgütün ya da topluluğun normal işlevlerini yerine getirmesini engelleyen ve acil ilgi ve çözüm gerektiren, hafife alınamayan, sıra dışı, beklenmeyen bir durum ve ani değişikliktir.

Buna göre; baktığımızda pandemi sürecinde yaşadıklarımız, kayıplarımız, bilinmezlik, hayatımızdaki değişiklikler ve alınan önlemler kapsamındaki yasaklar ve şu an içinde bulunduğumuz tam kapanma krizin tanımına çok uymaktadır.

O zaman travma nedir?

İçerisinde çaresizlik de içeren çok daha ağır olan krizlerdir aslında. Yaşama, vücut bütünlüğüne, inanç sistemlerine, sevdiklerimize tehdit olan her durum travmadır. Pandemi dönemi ise bizler için toplumsal travma özelliği taşımaktadır.

Travma ve kriz durumları kişilerde strese neden olur. Bir durum olduğunda kendimize bilinçdışı olarak sorduğumuz 3 soru bulunmakta:  “Ne oluyor? Bu durum benim için tehlikeli mi? Ben bununla baş edebilir miyim?” Bu sorulara verdiğimiz cevap ise bizlerin strese girip girmeyeceğini belirler. Maalesef pandemi sürecinde hepimiz bu sorulara olumsuz cevapta bulunduk. 

Özetlemek gerekirse; kriz vücutta oluşan bir çatlak iken travma kırıklardır diyebiliriz. Peki pandemi süreci bizim için neden toplumsal kriz ve travma olmaktadır:

  • Pandemi çıkacağı, bu virüsün bu kadar öldürücü olacağı ve alınması gereken önlemlerin bu kadar net ve sert olması gerektiği önceden tahmin edilememiştir. Kişiler olacaklara hazırlıklı değildi.
  • Olanlar üzerinde kontrol edebilme gücümüz az ya da yoktu; pandemiyi durduramama, hastalığı-bulaşmayı önleyememe… ve her an her şey olabilir düşüncesi gelişti.
  • Yaşam ve dünya ile ilgili inançlarımız sarsıldı. “Dünya güvenlidir, bana bir şey olmaz” gibi güvenlik anlayışımız değişti.

Bir kriz ve travma olduğunda verdiğimiz tepkiler nelerdir?

Pandemi sürecinde de gördüğümüz gibi (veya daha önceki travmatik durumlarda) yaşanan durumla karşı karşıya kaldığımızda verdiğimiz bir takım tepkiler bulunmaktadır. Bunlar:

  • Çaresizlik, üzüntü, çökkünlük, öfke, suçluluk, umutsuzluk, korku, pişmanlık, yalnızlık gibi duygusal tepkiler,
  • İnanamama, şok, karışıklık yaşama, dikkat dağınıklığı, unutkanlık, çarpık- hatalı olumsuz düşünceler, halüsinasyonlar gibi düşünsel tepkiler,
  • Uyku ve yeme bozuklukları, dikkatsizlik, sürekli aynı şeyle uğraşma, içe kapanma, kendini ihmal etme, saldırganlık gibi davranışsal tepkiler ve
  • Baş ağrısı, göğüs sıkışması, mide bulantısı, nefes alamama, çok yeme ya da az yeme, uykusuzluk- aşırı uyku uyuma, yorgunluk gibi fiziksel tepkiler.

Tüm bu tepkiler aslında normal tepkilerdir. Anormal bir durumla karşılaşıldığında gösterilen normal tepkilerdir diyebiliriz.

Bu tepkiler çok uzun sürerse (3-6 ay veya daha uzun) ve bu tepkilere başka belirtiler de eklenirse Travma Sonrası Stres Bozukluğu adı verilen psikolojik rahatsızlık ortaya çıkabilir. Bu rahatsızlığın belirtileri şunlardır:

  • Yaşanan travmatik durumla ilgili kontrol edilemeyen anıları hatırlama, rüyalar görme, olayları tekrar tekrar hatırlama ve olayın hatırlatıcılarıyla karşılaşmaktan yoğun stres duyma.
  • Travmatik olayla ilgili önemli yanları anımsayamama, durumla ilgili suçlayıcı bir tutum olması, olumsuz, hatalı düşünceler ve duygular, olumlu duyguları yaşayamama, başkalarından uzaklaşma ve önemli etkinliklere ilginin azalması.
  • Olayla ilgili duygu, düşünce ve anımsatıcılardan kaçınma.
  • Öfke patlamaları, ani irkilme tepkileri, kendine zarar verici davranışlarda bulunma, her an tetikte olma hali, odaklanamama ve uyku bozukluğu.

Hem yaşadığınız başka travmatik olaylar hem de pandemi sürecinin siz de bu belirtileri yarattığını fark ederseniz ya da çevrenizdeki diğer kişilerde olduğunu gözlemlerseniz mutlaka bir uzmandan destek almanız faydalı olacaktır.

Kayıp ve Yas:

Pandemi sürecinde, bir de salgın hastalığın getirdiği birçok kayıplar yaşadık. Toplumsal olarak bu kayıplara şahit olduk. Yakın çevresinden kayıplar yaşamayanlar için ölen kişiler bazen sadece sayısal bir veri olarak kaldı. Ne kadar üzülsek de her günlük ölüm sayısı açıklandığında, kayıp yaşayan kişiler bu acıyı çok derinden hissetti.  

Pandemi sürecinde yaşanan kayıplar tutulamayan yasları da ifade etmektedir. Çünkü bu içinden geçtiğimiz süreçte gerek virüsün yayılımını engellemek gerek kendi sağlığımızı koruyabilmek adına vefat eden kişilerimizi olması gerektiği gibi kültürel olarak kabullendiğimiz ve benimsediğimiz şekilde defnedemedik. Cenaze sırasında ve sonrasında aslında bizim yas sürecimize olumlu etkisi bulunan geleneklerimizi yerine getiremedik. Tüm bunlar da yaşanan kayıpların hem travmatik olmasına neden oldu hem de tutulması gereken yasın olması gerektiği şekilde tutulmasını engelledi. Bir de bu kapanmada, bizler için gene önemli olan bayramda mezarlık ziyaretleri yapamayacak oluşumuz bizleri daha da çökkünlük içine sokabilir, belki ölenlerimize görevimizi yerine getirmemeye bağlı suçluluk duymamıza neden olarak yas sürecimizi uzatabilir.

Ölüm?

Ölüm bizler için hem çok sık karşılaştığımız, hayatımızın bir parçası olan, kaçınılmaz – ki özellikle bu pandemi de kitlesel olarak çok daha maruz kaldığımız- hem de tabu olan bir kavramdır. Ölümden bahsetmek, ölüm hakkında konuşmak bizlere acı verdiği için hep kaçındığımız ve kültürel olarak onaylanmayan bir kelimedir. Bu nedenle ölümle ilgili birçok farklı metafor kullanılmaktadır. Mesela; “toprak oldu, Hakka yürüdü, melek oldu, göğe çıktı, ebediyete intikal etti, sizlere ömür, vefat etti, hatta tahtalı köyü boyladı …” gibi. Ancak ölümü kabullenmek için ölüm kelimesini kullanmak gerekir.

Ölümü anlayabilme için de ölümün 4 gerçeğini anlamak gerekir:

  1. Ölen kişi konuşamaz, hissedemez.
  2. Ölüm kaçınılmazdır
  3. Ölüm sondur
  4. Ölüm evrenseldir.

Özellikle de çocukların ölümü anlaması için bu 4 gerçeği belirtmek gereklidir.

Peki birinin öldüğü çocuklara nasıl söylenir?

Çocuğa ölüm anlatılmaz diye bir şey yoktur. Asıl çocuğun güvenini kırmamak için ölüm anlatılmalıdır. Sır saklanmamalıdır. Ölümün 4 gerçeği vurgulanarak ölümün nasıl bir şey olduğu yaşına uygun bir şekilde sorduğu kadarıyla anlatılmalıdır. Doğrudan, dürüst, açık ve gereksiz örneklere girilmeden anlatım sağlanmalıdır. “Ben de ölecek miyim?” gibi sorulara da gene dürüstçe: “Evet, bir gün ama şu an değil.” diyerek cevaplandırılmalıdır. Kendi hissettiğimiz duyguları saklamadan, duyguları kabullenerek ve çocuğun duygusunu yansıtmasını destekleyerek yaklaşılmalıdır. Gerçekleşen ölümü, çocuk sevdiği ve güvendiği en yakınından duymalıdır. Genelde cenaze evinden çocuğu uzaklaştırmak iyi gelmez. Çünkü böyle bir durumda çocuk kendisinden sır saklandığını hisseder veya sevdiklerinin de başına bir şey geleceğinden endişelenir. O nedenle pandemi sürecinde bile olunsa cenaze durumunda mümkün olduğunca çocuğu dışlamamak gerekir. Çocuğa en iyi ilaç akranlarıdır. Maalesef pandemi de bir araya gelmek söz konusu olmasa da yaşıtlarıyla ve arkadaşlarıyla sohbet, görüntülü konuşma ve oyunlar oynama çocuğa iyi gelir.

Yas süreci nedir?

Sevdiklerimizin ölümünün ardından psikolojik olarak geçirdiğimiz yas aşamaları vardır. Her aşama aynı sürede gerçekleşmez ve süresi de kişiden kişiye değişir. Aşamaları:

  • Kırılma anı: Bu aşamada süreklilik kırılır. Ölen kişinin “yok” olduğu andır. Bu bize acı getirir. Ancak ilk acı yaşandıktan sonra katlanmak ve ölen kişiye sorumluluklarımızı yerine getirmek için uyuşma olur. Acı zaman zaman tekrarlar.
  • Şok: İnanamama, gerçekten bu gerçeğin bilincine varamamadır. İnkar sürecidir ve bu kabullenememe bazı kişilerde uzun sürebilir.
  • Kızgınlık: 3 tür kızgınlık içerir. İlki çevreye kızgınlık; üzüntü öfkeyi tetikler ve çevredekiler suçlanır. Pandemi sürecinde neden yasak olsa da gelemiyorlar, neden yanımızda değiller gibi düşünceler çıkabilir. Diğer kızgınlık kişinin kendisine kızgınlıktır; bu da suçluluk hissettirir. Her ölümden sonra suçluluk ve keşkelerimiz olur. Özellikle pandemi gibi olağanüstü bir durumda kişi kendini ben bulaştırdım ya da koruyamadım, zamanında fark edemedim diye suçlayabilir. Ölene kızgınlık; nedeni ne olursa olsun ölüm terk edilme olarak algılanır. Hastalandığı ve kendini koruyamadığı için, ilaçlarını düzenli kullanmadığı için kişiye kızılabilir.
  • Çaresizlik: Aslında öldü gerçeğiyle yüzleşmedir. Bunu hafif veya ağır depresyon izler. Ne zaman olacağı belli değildir, kişinin baş etme sistemlerine bağlıdır. Birkaç yıl sonra da olabilir, hiç beklenmedik bir anda da. Bu evreden sonra düzelme başlar.
  • Ölümü kabullenme ve anlamlandırma aşaması.

Bu aşamalar gerçekleşirken zaman zaman özellikle bazı hatırlatmalar (bu dönemde mesela haberlerden corona nedeniyle ölen sayısını duyma veya cenaze veya korona haberleri bile olabilir) bir önceki aşamaya geri dönmeye neden olabilir. Bu normaldir. Bir iyileşme veya kötüleme şeklinde görülebilir.

Sevdiği birini kaybetme üzerine söylenmiş bir söze göre: “Bir insan sevdiği birini kaybederse, yüreğinde kırk tane mum yanarmış. Her gün bu mumlardan biri söner, ama kırkıncı mum sonsuza dek yanık kalırmış… Ve bazen yeri geldiğinde yıl dönümlerinde, önemli günlerde veya sadece bir fotoğrafa bakıldığında o bir mum diğer mumların da yanmasına neden olabilirmiş…”

Özellikle pandemi süreci gibi olağanüstü travmatik bir durum nedeniyle kayıp yaşadıysanız ve bu kayıpla baş edemediğinizi hissediyorsanız, olumsuz duygu ve düşünceleriniz hiç dinmiyorsa bir uzmandan yardım almanız gereklidir.